webmaster araçları webmaster araçları

Konuyu Oyla:
  • Derecelendirme: 0/5 - 0 oy
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Kahve, Yemen’den mi gelir?
#1
Adına türküler yazılan, en çok hatırı sayılan içecek kahve. Bir fincanı için, kırk yıl hatır biçilen tek içecek o. Şeyh Abdulkadir’e (k.s.) göre “Kahve, avamın altımdır. Altın gibi, insana kendisini zengin ve asil hissettirir.” Ve ehli keyfin kahve hakkında yazdığı bir beyt: “Bade mesti ehl-i keyfin keyfini kim tazeler? / Taze elden, taze pişmiş, taze kahve tazeler.”
Prof. Dr. Salim Al Hassani’nin verdiği bilgilere göre, bugün; dünyada her gün 1,6 milyar fincan kahve tüketiliyor. -Her ne kadar içilen kola karşısında hiçbir değeri olmasa da- bu kadar kahve ile her gün, üç yüz kadar olimpik yüzme havuzunu doldurmak mümkün.666 Gençler -Türk Kahvesi denilen- kahvenin yüzüne bakmasalar da küresel bir endüstriyel hazır içeceğe dönüşen kahve en çok alınıp satılan emtialardan biri. 1001 İcat - Dünyamızda İslam Mirası adlı eserde kahvenin hikâyesi şu şekilde anlatılıyor: “Bundan 1200 yıl önce, bir keçi sürüsünün dikkatli çobanı Halid adlı Arap, bu basit ama hayatımızı değiştirecek maddeyi keşfetmişti. Halid, Etiyopya yamaçlarında otlayan keçilerin belirli bir meyveyi yedikten sonra canlanıp, hareketlendiklerini fark etti. Bu meyveleri öylece yemek yerine, toplayıp kaynatmayı tercih edince, ortaya ‘kahve’çıktı. Gezginler, hacılar ve tüccarlar aracılığıyla da İslâm dünyasına yayıldı. 15. yüzyılın sonunda, Mekke ve Anadolu’ya, 16. yüzyılda ise Kahire’ye ulaştı.”


Şeyh Şazili’nin, ilk kahveyi içen kimse olduğu rivayet edilir. Ondan olsa gerek, İslâm’ın cevaz vermemesine rağmen, eskiden kahve falı için kahve fincanı kapatılırken, Şeyh Şazili ruhuna Fatiha okunurmuş. Ancak Ceziri’ye göre, kahveyi ilk içen kişi, ez-Zebhani olarak bilinen Yemenli Cemalleddin Ebu Abdullah Muhammed İbn Said’dir. Yavuz Sultan Selim döneminde, Yemen Valisi olan Özdemir Paşanın, 1517 yılında, görevi sırasında içtiği kahveyi İstanbul’a getirmesiyle, kahve bir saray içeceğine dönüşür ve ardından da saray görevlileri arasına ‘kahvecibaşı’ adında bir de rütbe eklenir. Kahvecibaşının sadık ve sır tutmasını bilen biri olması şarttır. Kahve ilk olarak sarayda tüketilmeye başlanır sonra konaklarda, ardından da evlere girer. Kısa sürede, İstanbul halkının bolca tükettiği bir içeceğe dönüşür. İlk ‘kahvehane’ 1544’de Tahtakale’de açılır. Osmanlı’da çiğ kahve çekirdekleri, önce tavalarda kavrulur, sonra dibeklerde dövülür, sonra da cezvelerde pişirilerek içilirdi. O dönemlerde şeker olmadığından, sade olarak içilirdi.
Osmanlı ile ticaret yapan tüccar Pasqua Rosse, kahveyi Londra’ya 1650’de götürdü. Bu tarihten 8 yıl sonra, Cornhill’de ‘Sultaness Head’ adında bir ‘kahve evi’ açıldı. Ardından ‘Edward Lloyds Coffee House’ geldi. 1700’lere gelindiğinde, sadece Londra’da 500 dolayında kahve evi açılmıştı.


Avrupa’nın kahve tüketimi, geleneksel Müslüman usulüdür. Toz kahve ve su karışımıdır. Bu nedenle de, fincanın dibinde ‘telve’ kalmaktadır. 1683’de Osmanlı Viyana’yı kuşatmıştır. Ancak kuşatma başarısızdır. Geri çekilince, Osmanlı ordusundan geriye kahve çuvalları kalmıştır. Viyana savaşma katılan ‘Capuchin Manastırı Tarikatı’ rahibi Marco d’Aviano, Türk kahvesini sert bulmuş ve içine bal ve krema karıştırarak içmeyi denemiştir. Kahvenin rengi, Capuchinler’in cübbelerinin rengine dönüşünce, bu içeceğin adı o gün bu gündür cappucchine’ olarak adlan-dırılagelmiştir. Adı ‘Türk Kahvesi’ olarak bilinse de, iklimi uygun olmadığından Türkiye’de kahve -Mersin civarındaki çok az miktarın dışında- yetişmez. Bugün dünya, yıllık 8 milyon ton dolayında kahve üretip tüketiyor. Yaygın olarak tüketilen ‘hazır kahve’ ise, ilk olarak 1901 yılında Japon Satori Kato ve daha sonra 1930 yılında İsviçreli Max Morgenthaler tarafından farklı türevlerde üretilmiş, 1950’lere gelindiğinde satışlar patlamıştır. Eskiden kahve, sadece ‘Arabica’ adlı kahve ağacından üretilirdi. Şimdi ise genetik yapısı değiştirilerek, hibritleştirilmiş ‘Robusta’dan (canephora) da üretiliyor. Kahve, bütün bitkilerde olduğu gibi farklı karakterlerde, binlerce kimyasal bileşenden oluşuyor. Kahve, üzerinde en çok çalışılan bitkilerden biri olmasına karşın, hâlâ bazı bileşenlerinin yapısına erişilememiştir. Bu nedenle kahve tohumunda ve içtiğimiz kahvede bulunan maddelerin büyük bir bölümünün, insanlar üzerindeki etkisi hakkında yeterli bilgiye henüz sahip değiliz. Food-İnfo adlı internet sitesinde kahve hakkında şu bilgilere yer veriliyor: “Kahvede bulunan bütün bileşikler, kavurma esnasında değişik bileşiklere dönüşebilir ve çok çeşitli bileşikler oluşabilir. Bu bileşikler, demlenmiş kahvede bulunur. Kahve tohumundaki bazı bileşikler, kavurma esnasında zarar görebilir ya da uçabilir, buna karşın yeni bileşikler oluşabilir."M Türkiye ve dünyada çok türü tüketilir ancak telvesi ile tüketilene ‘Türk Kahvesi’ denirken, birkaç kez demlenerek hazırlanan acı kahveye ise ‘mırra denilir.


Kahvenin sağlık üzerindeki etkileri hâlâ tartışılıyor. Faydasından söz edenler kadar, zararından söz edenler de var. Sunduğu lezzetin yanı sıra, uyarıcı etki yapan ve dikkati artırabilen kahve ile ilgili ağırlıklı görüş; günde bir fincanı geçmeyecek şekilde tüketildiğinde, kahvenin ana etken maddesi olan kafeinin, vücut için önemli bir zararı olmayacağıdır. Daily Mail gazetesinin669 haberinde, Edinburgh Üniversitesi uzmanlarının yaptığı bir araştırmaya göre; kahvenin zararı kadar, yararının olmasıyla da oldukça kafa karıştırıcı bir durum ortaya çıkıyor. Örneğin; yeşil çay gibi, kahve de antioksidanlar içeriyor. Bu da, kansere yol açan hücrelerin çoğalmasını engelliyor. Rutgers Üniversitesinde yapılan araştırmaya göre de, fiziksel egzersizle birlikte ölçülü kahve tüketimi, güneşin ultraviyole B (UVB) ışınlarının yol açtığı kanserojen etkileri ortadan kaldırabiliyor. Araştırmalarda;


• Kadın vücudu erkeğe kıyasla, iki kat daha fazla safra taşı üretiyor. Günde dört bardak kahve içen kadınların, içmeyenlere oranla yüzde 25 daha az safra taşından şikâyet ettiği,
• Konsantrasyona yardımcı olduğu,
• Günde bir fincan kahve içen erkeklerin, Parkinson hastalığı riskinin yüzde 40’a varan oranlarda azaldığı,
• Siroz yüzünden oluşan, karaciğer kanseri riskinin azaltılmasına yardımcı olduğu,
• Edinburgh Üniversitesi uzmanlarının yaptığı bir araştırına göre, yüksek miktarda kahve tüketiminin tansiyonu hızla yükselttiği,
• Aşırı tüketildiğinde, kalpte ritim bozuklukları meydana getirdiği ve kalp hastalarında sorunlara neden olduğu,
• Ülseri tetiklediği,
• Şekerli içildiğinde, şekeri tetiklediği,
• Diğer kafeinli içecekler gibi vücutta su kaybına neden olduğu,
• Sao Paulo Üniversitesi uzmanlarının yaptığı araştırmalarda; kafeinin yumurtlamayı olumsuz etkilediği için, birkaç fincandan fazla kahve içmenin kadınlarda doğurganlığı önemli ölçüde azalttığı, buna karşın her gün düzenli olarak kahve içen erkeklerin, içmeyenlere oranla daha güçlü spermleri olduğu,
• Kafeinin, anne karnındaki bebeğe önemli zararlar verdiği belirtiliyor.


Geleneksel türlerin dışında artık, -klasik, gold, 2 si bir arada, 3 u bir arada, espresso, cappuccino, light, vs. gibi- endüstriyel işleme tâbi tutulmuş çok sayıda kahve türleri pazarlanıyor. Peki, bütün bunlar gerçekten kahve mi? Bu ürünlerde; yapay aromalar, şeker veya diğer tatlandırıcılar, çok katkılı beyazlatıcı karışımlar, kahve beyazlatıcısı, glikoz şurubu, hindistan cevizi yağı, sodyum kazeinat, potasyum fosfat, polifosfat, yağ asitlerinin mono ve digliseritlerinin sitrik asit esterleri, silikon-dioksit, çözünebilir kahve bulunuyor. Bunlar sadece etikete yazılabilenleri. Çoğu üreticinin üretim sürecinde ürünü hangi işlemlerden geçirdiğini, katkıların bazılarını da etikete yazmadığını tahmin edebileceğimize göre, kahvenin içeriğinde acaba daha neler var? Bu durumda Müslüman ne yapmalı? Türk kahvesi olarak bilinen geleneksel tür bile, bazı kimseler için sorunlar meydana getiriyorsa, kapitalist küresel egemen güçlerin elinde şekillenen bu ürünleri tüketmeli mi? Galiba, bir daha, bir daha düşünmek gerekiyor.
Cevapla
 


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi

Amacımız?

WmEkip webmasterlar için kurulmuş bir platformdur. Amacı temiz bilgi paylaşımı ve güvenli ticaret sağlamak.

Diger Sitelerimiz

Yasal Uyarı